|
Eski
Mektuplar
Yürüdüğüm bu
ıssız yerde
nisan güneşi
yolumu
aydınlatıyordu.Karanlık,derin
sevgilerin
tükenmez
enerjisiyle
sana
geliyordum.Gevşek,renksiz
görünüşüm
belkide seni
hayal
kırıklığına
uğratacak
ama bu güne
dek yazılan
mektuplar bu
gevşeklik ve
renksizliği
bir anda
siliverecektir
o sevdalı
gözlerinden.
Ben hergün:
senden bana
gelecek
mektubunu;iç
gıdıklayıcı
bir
heyecanla
bekliyordum.
Posta
kutum,pembe
çiçek açmış
ihtiyar
gülün
kokusuna
kapılmış,gelen
mektupları
sıcak bir
nefes gibi
sarıyor,sarmalıyordu.Yine
o güzel
günlerden
biri;tüm
içeriğiyle,yalnızlığımı
erdeleyen
bir
mektup.Tüm
işimi gücümü
bırakıp
kendimi
unuturcasına,
mektubu
incitmeden
açıp tüm
gülücüklerimi
veriyordum
özlem
duyduğum
görünmez
aşkıma.Ben
yazıyordum;aradan
günler
geçiyor
ondan mektup
gelmiyordu;ben
yazıyordum,mektuplarım
okunmuyordu;ben
yazıyordum
ve günler
geçiyordu
yazdıklarımdan
cevap
almayalı.Hiç
umudumu
kaybetmeden
son bir
mektup
yazdım
vefasıza;''Neden
yazmıyorsun?unutuldukmu
yoksa.hadi
yaz artık
bekliyorum.''cümleleriyle
sızışan.
VE bir kaç
gün sonra
üstü
tozlarla
kaplı bir
mektup
geldi,belliydiki
geciken bir
mektuptu.Tarihine
baktım
bundan on
beş gün
öncesine
aitti.Bu
defa zarfı
parçalarcasına
açtım.içinde
sadece
''Taşındım,ne
olur artık
yazma'' diye
not
vardı.ondan
gelmişti.oturup
ağladım;usulca
olanlara
yandım ve
hiç
kaybetmediğim
ümidim bu
sefer mağlup
olmuştu.Bu
mağlubiyetten
üçgün sonra
memurluk
sınavı
sonuçları
geldi.Kazanmıştım.Ama
inanırmısınız
sevineceğim
yerde
üzülmüştüm
;çünkü ben
onun
mektubunu
bekliyordum.Biraz
buruk biraz
sevinçle
yeni
görevime
HATAY daki
ANTAKYA PTT
binasında
başladım.İşimi
çok iyi
yapıyordum
ve bu yüzden
on yıllık
çalışmanın
ardından PTT
genel müdürü
oldum.O
günlerde
evli olmaMA
ve iki
çocuğumun
olduğuna
seviniyordum.HEM
artık o
mektuplarıda
beklemiyordum;çünkü
onun yazdığı
mektupları
aratmayacak
güzellikte
konuşan bir
kocam vardı.
Fakat birgün
kocam
salonda
yalnız
oturmuşken
ben
gelmiştim ve
o beni
görmemişti.Elinde
on taneye
yakın mektup
vardı.Kocam
ilk başta bu
mektupları
benden
saklamaya
çalıştı ama
daha sonra
onları bana
gösterdi.Üstünde
benim el
yazımla
yazılmış
adres
satırları
vardı.Tam on
iki
mektup.Hemen
bir mektubu
açtım ve
mektupta
şunlar
yazılıydı;''Neden
yazmıyorsun?Unutuldukmu
yoksa.Hadi
yaz artık
bekliyorum.''
Önce
gözyaşlarım
dökülmeye
başladı
yanaklarımdan.Kocam
kendisinin
beni
aldattığının
hissine
kapıldığımı
zannetti ve
şunları
söyledi;
-Bu
mektupları
yaklaşık on
iki yıl önce
bana
Konya'dan
isimsiz biri
yazıyordu.Aslında
yetmişe
yakın bu
mektuplardan
vardı ama
bunlar son
gönderdikleri.Onları
alıp
okumuştum
fakat boş
bir avuntu
olduğunu
düşündüğüm
bu
yazıntıdan
vazgeçmiştim.Şimdi
bunları
saklamamın
sebebi
sadece güzel
hatıraları
olmasıdır.
Bu
konuşmanın
ardından
eşime
sarıldım ve
hızla odama
koştum
ALTMIŞ A
YAKIN mektup
getirdim.Kocam
birini açıp
okudu.O DA
ağladı benim
gibi.Çünkü
yıllar önce
bu mektuplar
birbirini
hiç
tanımayan
ama şimdi
kaderin
buluşturduğu
bir yerde
evlenen
,farklı
yerlerden
gelen iki
kişinin
mektuplarıydı.BENİM
VE
KOCAMIN.Bana
güzel günler
yaşatan
kocam,meğerse
evlenmeden
önce benimle
Konya'dan
Bursa'ya
mektuplaşan
eşimmişte on
yıldır bu
şeyi
farkedememiştim.Şimdi
bir kaç
mektubun
,kaderi
çizdiği bu
yolda
sevgimiz bir
kat daha
arttı
kalplerimizde....
Yazar :
Ahmet Yonca
Tarih :
31.05.2006
Seni
Beklediğim
Kadar
Üniversiteli
delikanlı
Kolejli kıza
bir voleybol
maçında
rastladı.Okul
salonundaydı
maç.
Tribünsüz,
minik bir
salon..
Seyircilerle,
oyuncular
arasında,
sahanın
çizgisi
vardı
sadece.. O
kadar
yakındılar..
Delikanlı,
bu tatlı, bu
güzel, bu
dünyalar
şirini kızı
ilk defa
görüyordu
takımda..
Hoşlandığını,
fena halde
hoşlandığını
hissetti. Az
sonra bir
şeyi daha
hissetti.
Uzun
zamandan
beri maçı
değil, o
güzel kızı
izlediğini..
Kız servis
atarken
hemen
önünden
geçti. Göz
göze
geldiler..
Kız
gülümsedi..
Delikanlı,
çok
popülerdi o
yıllarda..Kız
onu tanımış
olmalıydı.
Kim bilir,
belki kız da
ondan
hoşlanmıştı..
Belki de
delikanlı
öyle
olmasını
istediği
için ona
öyle
gelmişti..
Set değişip,
takım
karşıya
gidince,
delikanlıda
yerini
değiştirdi,
o da karşıya
gitti..
Üçüncü sette
tekrar eski
yerine
döndü..
Kızda gidiş
gelişleri
fark etmişti
galiba.. Bir
defa daha
gülümsedi.
Manidar..
"Anladım"
der gibi bir
gülümseyişti
bu..
Delikanlı o
hafta boyu
hep bu
dünyalar
şirini kızı
düşündü..
Pazar günü,
sabahın
köründe
kalktı,
erkenden
oynanacak
maçı, ne
maçı canım,
o dünyalar
şirini kızı
görmek
için..
Delikanlı
artık kızın
hiçbir
maçını
kaçırmıyordu.
Dahası..Ankara
Koleji'nin
her dağılış
saatinde,
okul
civarında
oluyordu,
onu bir kez
daha görmek
için..
Karşılaştıklarında,
hafif çok
hafif bir
gülümseme,
çok minik
bir baş
eğmesi ile
selamlaşır
olmuşlardı..Bir
defasında,
yaptığına
sonra
kendisi de
günlerce
güldü.. O
gün gene
tesadüfmüş
gibi, okul
dağılımı
kızın
karşısına
çıkmış,
gülümseyerek
selamlamış,
sonra arka
sokaklara
dalıp,
yıldırım
gibi
koşarak, bir
blok ötede
gene
karşısına
çıkmıştı..
Kız bu defa,
iyice
gülmüştü..
Karşısında,
sözüm ona
ağır ağır
yürüyen, ama
nefes nefese
delikanlıyı
görünce..
Delikanlı,
voleybol
takımının
kaptanını
iyi
tanıyordu.
Arkadaştılar.Sonunda
bütün
cesaretini
topladı,
kaptana
açıldı.. O
kızdan fena
halde
hoşlanıyordu.
Galiba kız
da ona karşı
boş değildi.
Bir
yerde,bir
şekilde
tanışmaları
gerekiyordu..
O zamanlar,
bu işler
böyle
oluyordu
çünkü..
Kaptan:
"Tabii"
dedi.. "Bu
hafta sonu
güzel bir
konser var.
Biz onunla
gitmeye
karar
vermiştik
zaten. Sen
de gel. Hem
konseri
birlikte
izleriz, hem
de
tanışırsınız.."
"Mutluluk
işte bu
olmalı" diye
düşündü
delikanlı.
"Mutluluk
işte bu.."
Ve konser
gününe kadar
geceleri hiç
uyuyamadı..
Konser
gününü de
hiç ama hiç
unutmadı..O
ne heyecandı
öyle..
Konserin
verildiği
sinemanın
kapısında
tanıştılar..
El
sıkıştılar..
O güzel ele
dokunduğu
anı da hiç
unutmadı
delikanlı..
Kaptan,
salona
girdiklerinde,
ustaca bir
manevra daha
yaptı.
Delikanlı
ile dünyalar
şirini kız
yan yana
düştüler.
İnanamıyordu
delikanlı..
Onunla
nihayet yan
yana
oturduğuna,
onun
sıcaklığını
hissettiğine,
onun
nefesini
duyduğuna
inanamıyordu..
Biraz önce
tanışırken
tuttuğu el,
bir karış
ötesinde
öylesine
duruyor,
delikanlı,
sahnede
dünyanın en
romantik
şarkısı
söylenirken
ki, o an
dünyanın
bütün
şarkıları
dünyanın en
romantik
şarkısıydı
ya, o eli
tutmak için
öylesine
büyük bir
arzu
duyuyordu ki
içinde.. Ama
uzatamıyordu
işte elini..
Her şey
böyle iyi
giderken,
yanlış bir
hareketle,
onu
ürkütebileceğinden,
incitebileceğinden
öylesine
korkuyordu
ki.. Sonunda
dayanamadı,
sanki kolu
uyuşmuş
gibi,
uzandı..
Kolunu kızın
koltuğunun
arkasına
koydu..
Kızın omzuna
değil..
Koltuğun
üzerine..
Sonra kız
arkaya
yaslandı..
Birkaç saç
teli,
delikanlının
elinin
üzerine
dokundu..
Kalbi
yerinden
fırlayacak
gibi
atıyordu
artık genç
adamın..
Dünyalar
şirini kızın
saçları
eline
dokunuyordu
çünkü..Konserden
çıkarken,
kız,
şakalaştı..
"Sizi her
maçımızda
görüyoruz.
Alıştık
nerdeyse..
Yarın
Adana'da
maçımız
var..
Gözlerimiz
sizi
arayacak.."
Hayır,
aramayacaktı..Delikanlı
o anda
kararını
vermişti
çünkü..
Cebinde onu
otobüsle
Adana'ya
götürüp
getirecek,
hatta öğle
yemeğinde
bir de Adana
kebap
yedirecek
kadar para
vardı.. Gece
yarısı
kalkan
otobüse
bindi..
Sabah
erkenden
Adana'ya
indi. Maç
saatine
kadar başı
boş dolaştı.
Salona
erkenden
girdi, en ön
sıraya tam
servis
köşesine en
yakın yere
oturdu..
Takımlar
sahaya
çıkarken,
salondaki en
heyecanlı
seyirci
oydu. Maç
falan
değildi
sebep
tabii.. İlk
sette kız
farkında
bile değildi
onun..
Nerden
olsundu ki..
İkinci sette
öbür tarafa
gittiler..
Döndüklerinde,
üçüncü sette
kız fark
etti
delikanlıyı..Yüzünde
çok ama çok
şaşkın bir
ifade, biraz
mutluluk,
biraz da
gurur vardı
sanki..
Ankara'nın
hele
Kolej'de çok
popüler bu
delikanlısının
onun için ta
oralara
geldiğini
bilmenin
gururu..
Maç bitti.
Kız soyunma
odasına,
delikanlı
garajlara
gitti. Tek
kelime
konuşmadan..
Konuşmaya
gelmemişti
ki..Kız
"Keşke orada
olsaydın"
demişti. O
da olmuştu
işte.. Hepsi
o..
Ona o kadar
çok şey
söylemek
istiyordu ki
aslında..Bir
gün
üniversite
kantininde
gazete
okurken, iç
sayfalarda
bir şiire
rastladı.
Daha doğrusu
bir şiirden
alınmış bir
dörtlüğe..
Söylemek
istediği her
şey bu dört
satırda
vardı
sanki..Bembeyaz
bir karta
yazdı o dört
satırı..
Öğleden
sonrayı zor
etti,
Kolejin
önüne gitmek
için.. Kızın
karşıdan
geldiğini
gördü.
Koşarak
yanına
gitti. "Bu
sana" diye
kartı eline
tutuşturdu
ve kayboldu
ortadan,
kız,
dizeleri
okurken..
"Ne hasta
beklerdi
sabahı
Ne taze
ölüyü mezar
Ne de şeytan
bir günahı
Seni
beklediğim
kadar!.."
Ertesi gün
öğleden
sonra, tarif
edilemez
heyecanlar
içinde
Kolej'in
önündeydi
gene.. Kız
karşıdan
geliyordu..
Bu defa
yanında
arkadaşları
yoktu.
Yalnızdı..Yaklaştığında
işaret etti
delikanlıya..
Gözlerine
inanamadı
genç adam..
Onu yanına
mı
çağırıyordu
yoksa..
Evet,
çağırıyordu
işte..
Kalbinin
duracağını
sandı
yaklaşırken..
"Sana bir
şeyler
söylemek
istiyorum"
dedi kız.. O
da
heyecanlıydı,
belli..
"Bak iyi
dinle..
Dünkü
satırlar
için çok
teşekkürler..
Herhalde
hissettin,
ben de
senden
hoşlanıyorum.
Ama senden
evvel
tanıdığım
birisi daha
var. Ondan
da
hoşlanıyorum
ve henüz
karar
veremedim,
hanginizden
daha çok
hoşlandığıma..
Ve de şu
anda, onu
terk etmem
için bir
sebep yok."
"O zaman
karar
verdiğinde
ve de eğer
seçtiğin ben
olursam,
hayatında
başka kimse
olmazsa, ara
beni" dedi
delikanlı
ikiletmeden..
Ayrıldı
kızın
yanından..
Bir daha
voleybol
maçına
gitmeden,
bir daha
okul yolunda
önüne
çıkmadan..
Bir daha onu
hiç
görmeden..
Yıllarca
sonra
Levent'in
söyleyeceği
şarkıdaki
Sezen'in
sözlerini o,
o zaman
biliyordu
sanki. Aşk
onurlu
olmalıydı..
Günlerce,
haftalarca,
aylarca
bekledi..
Tıpkı, kıza
verdiği o
dörtlükteki
gibi
bekledi..
Hastanın
sabahı,
seytanın
günahı
beklediği
gibi
bekledi..
Heyecanla
bekledi.
Hırsla,
arzuyla
bekledi.
Umutla,
umutsuzlukla
bekledi.
Bazen
öfkeyle
bekledi..
Ama
bekledi..
Başka hiç
kimseye
bakmadan,
başka hiç
kimseyi
bulmadan
bekledi.
Bir gün bir
şiir
antolojisinde
şiirin
tamamını
buldu.. İki
dörtlüktü
şiir
aslında..
İlki kıza
verdiği..
Bir ikinci
dörtlük daha
vardı o
kadar.. O
dörtlüğü de
bir kartın
arkasına
dikkatle
yazdı..
Cebine
koydu..
Bekleyiş
sürüyor,
sürüyordu..Okullar
kapandı,
açıldı..
Aylar, aylar
geçti.. Bir
gün
delikanlı
kızı aniden
karşısında
gördü..
"Günlerdir
seni
arıyorum"
dedi kız.
"Günlerdir
seni
arıyorum.
İşte sana
haber..
Artık
hayatımda
hiç kimse
yok!.."
"Yaa" dedi
delikanlı..
"Yaa" dedi
sadece..Kalbi
heyecandan
ölesiye
çarparken,
aylardır
ölesiye
beklediği an
gelip
çatmışken,
ağzından
sadece bu
ses
çıkmıştı..
"Yaaa!.."
Cebinde
artık iyice
eskimiş
kartı uzattı
kıza.. "Sana
bir şiirin
ilk
dörtlüğünü
vermiştim ya
bir gün"
dedi.. "Bu
da ikinci ve
son dörtlüğü
onun.."
Sonra
yürüdü
gitti,
arkasına
bile
bakmadan..
Kız dizelere
bakarken..
"Geçti
istemem
gelmeni
Yokluğunda
buldum seni.
Bırak
vehmimde
gölgeni
Gelme artık
neye
yarar!.."
Aradan
yıllar, çok
ama çok uzun
yıllar
geçti.
Delikanlı
bugün hâlâ
düşünüyor..O
uzun, çok
uzun
bekleyiş
aşkını
öldürmüş
müydü,
acaba?.
Ya da
beklerken,
ölesiye
beklerken
hayalinde
öylesine bir
sevgili
yaratmıştı
ki, artık
yaşayan hiç
kimse bu
hayali
dolduramazdı..
O sevgilinin
kendisi
bile..
Hayalindekini
yaşatmak
için mi,
yaşayanı
silmişti
yani?..
Yokluğunda
bulmak bu mu
demek
oluyordu?..
Ya da.. Ya
da..
Bir şiirin
romantizmine
mi kapılmış,
bir
delikanlılık
jesti
uğruna,
mutluluğunun
üzerinden
öylece
yürüyüp
gitmişti,
acaba?
Delikanlı bu
soruların
yanıtını
bugün hâlâ
bilmiyor..Bilmediğini
de en iyi
ben
biliyorum..
Çünkü,
delikanlı
bendim!..
Hıncal
Uluç
|